24 Ocak 2011 Pazartesi

Globally Yours

THY yaklaşık 1-1.5 senedir "globally yours" sloganlı bir reklam kampanyasına başladı. Hedef uluslararası hava yolu imajı yaratmak olduğundan kampanya kapsamında Barcelona ve Manchester United gibi futbol takımlarına sponsor olundu, basketbol Euroleague'in isim hakkı alındı. Son olarak da Kobe Bryant ve Caroline Wozniacki gibi iki uluslararası spor figürüyle de anlaşıldı. Wozniacki'nin oynadığı reklam filmi Eurosport'un da aralarında olduğu yerli yabancı kanallarda dönmeye de başladı.




Buraya kadar her şey yolunda görünüyor değil mi? Ancak TC Özelleştirme İdaresi Başkalığına bağlı %46.43 hissesi devletin elinde olan halka açık bir KİT'in Türk sporuna da destek vermesini bekleyemez miyiz? Reklam kuşaklarında çeşitli spor dallarını gösteren THY'nin Türk sporuna desteği futbol ve basketbol federasyonlarına sponsorluktan ileri neden gitmemektedir? Çarpıcı bir örnek... Manchester United Şampiyonlar Maçı için Bursa'ya THY ile uçarken, Bursaspor kendilerine gösterilen ilgisizliği vurgulamak için Manchester'a British Airways ile uçtu.

THY'nin hedef kitlesinin artık Türkiye olmadığı ortada. Haksız da sayılmazlar Türkiye'de pazar payları tehlikede bile değil. Yurt dışına açılmak için seçilen sportif figürler de tartışılacak isimler değil... Ancak Gillette, Nike gibi global şirketler Türkiye kampanyalarında Kenan Sofuoğlu, Arda Turan gibi yerel spor yıldızları kullanırken, THY'nin inandırıcılığını artırmak adına en azından Marsel İlhan'a sponsor olmasını, Türkiye Şampiyonu Bursaspor'u Şampiyonlar Ligi maçlarına taşımasını, Nevin Yanıt'ın, Elvan Abeylegesse'nin Diamond League'e katılımını sağlamasını beklemek çok mu yanlış bir bakış açısı olur?

THY'nin attığı adımlar hedefleri doğrultusunda doğru ancak benim gibi huysuzları sporu desteklediklerine ikna etmeleri için birazcık daha çaba göstermeleri lazım. Misal Tour de France'da THY Manisaspor yarışsa güzel olmaz mı?

18 Ocak 2011 Salı

Arena meselesi

Fazla geriden almayacağım hikayeyi...

Başbakan Dünya Şampiyonasında Ankara Arena'da adı okunduğunda da ıslıklanmıştı. Adını kullanan ise milli takım kaptanı Hidayet Türkoğlu idi... Ertesi gün Meclis Başkanı salonda dev ekranda görüldüğünde aynı tepkiyi almış, kamera sola dönüp CHP liderini gösterdiğinde ise ıslıklar alkışa dönmüştü.

Dünya Şampiyonasının finalinde ise madalya vermeye gelen Başbakan-Meclis Başkanı-Cumhurbaşkanı üçlüsü birlikte ıslıklandı, protesto edildi.

En son olay ise Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın açılışında oldu. Ancak buradaki durum farklıydı. Mesele ideolojik olmaktan çok duruma tepkiydi. İlk ıslık sesleri Başbakanın stada geç geleceği için maçın 15 dakika geç başlayacağını anlatan anonsta geldi. 40000 kişinin tek bir adam gelemedi diye bekletilmesine tepki vermesi doğal elbette, bu topraklarda bile... Esas olay ise TOKİ başkanının, Galatasaray kulübünü, eski ve şu anki başkanlarını ve yönetimlerini aşağılayarak stadın yapım sürecini anlatmasıyla başladı. Tribünlerce çok sayılan rahmetli Canaydın'ın arkasından "acz içindeydi" denmesi, "sizin bu yöneticiler var ya değil stat yapmak eskisinin kirasını bile ödeyemiyorlardı" havasında konuşması ve bu stadı ben size başbakan "abimin" parasıyla yaptım iması pek hoş karşılanmadı.

Pek alıngan Başbakanımız bu tepkileri üzerine alınıp stadı terk etmeye karar verdi ve haliyle orada bulunan diğer bakanlar, TOKİ başkanı, TFF başkanı hatta İBB Spor AŞ başkanı da peşinden gitti. (Gereksiz ara not: İBB spor o dakikalarda son şampiyonu deplasmanda yenerek Türkiye Kupasının dışına itmekteydi). Olaylara tepki vermesi uzun süren GS başkanı ise stadı terk etmek için devre arasını uygun buldu. Çıkarken de hesabı sorulacak gereken yapılacak tehditlerini savurmayı ihmal etmedi.

Dediğim gibi ilk iki olayda tepkiler ideolojik temellere dayalı olabilir, hatta şahsi duygular nedeniyle oldu bile denebilir. Ancak Cumartesi günkü olaylar duruma tepkiydi, konuşmaya tavra tepkiydi. Ha sonuçları farklı mı oldu? Yooo... Niye olsun ki? Kedi olarak karikatürize edene nasıl davranıldıysa ıslıklayana da aynı davranıldı. Eleştiriye tahammülü olmayan bir "ileri" demokrasi yönetimimiz olduğundan, karikatür, ıslık, yumurta ne gelirse gelsin karşıdan ters yönde ve çok daha büyük bir tepkiyle karşılandı. (Sir Isaac Newton halt etmiş)

Arena meselesinde en büyük sıkıntı stadın sadaka olarak sunulması hatta üzerine de "daha sözleşme imzalanmadı stat GSnin değil" denmesiydi. GS başkanının da kulübünün onurunu ve taraftarını değil de başka şeyleri (sahi TOKİ konutlarının fayansları ne markaydı) koruduğundan başta GS taraftarları olmak üzere biz "sıradan" insanlar kızdık.

Ali Sami Yen'i son dönemlerinde ziyaret etmiş bir sporsever olarak durumunun iyi olmadığını görmüştüm. (ben deplasman tribününü gördüm ama geri kalanın daha iyi durumda olduğuna inanmıyorum) Ve ilk düşündüğüm şey "iyi ki yeni stada geçecekler de bu stat yıkılacak, çok kötü durumda" olmuştu. Son yıllara kadar Avrupa'da en çok tanınan kulübümüze yakışmayacak durumdaydı. Yenisinin yapılması gereği konusunda hem fikir olunduktan sonra 3 yol kalmıştı geriye. Ya kulüp kendi imkanlarıyla yapacaktı yenisini ya sponsorlara yaptıracaktı ya da devlet el atacaktı konuya. İlki olasılık dışıydı, kulübün mali yapısı ortadaydı. İkincisi ve üçüncüsü  içinse elde Ali Sami Yen stadının üst yapı kullanım hakkı vardı, yani arsanın değil ama binanın tapusu. Seyrantepe'de yeni stat için arsa tahsisi yapıldı, eski stadın arazisi devletindi, yenisinin ki de devletin olmuş oldu. projeler hazırlandı ve ihaleye çıkıldı. Bu arada eski stat arazisinin rantı da TOKİ'ye devredilmiş oldu. Yani TOKİ'nin iddia ettiği gibi ortada bir sadaka yok. Twitter'da okuduğum gibi "İnönü'nün arazisini bana versinler istedikleri yere 600 milyonluk yatırım yapayım. TOKİ bir tarafa stat yapmak için diğer (değeri daha yüksek) arsayı devraldı.

Protestolara katılsın katılmasın bir başka bakış açısı da "devlet neden stat yaptı GS'a kendileri yapsaydı". Bu görüşün en birinci savunuculuğunu da "ebedi dost" FB taraftarları yapmakta. Argümanları net: biz kendimiz yaptık. Evet siz kendiniz yaptınız ve bu nedenle de rantı kendinizde kaldı. "Onlar" kendileri yapamadı ve rantı devrettiler. Stat yatırımını kendileri yapabilse Ali Sami Yen'in üst kullanım hakkını devretmelerine gerek kalmayacağından oraya istediklerini yapabileceklerdi. Devlet stat yapmasın diyenlere de "devletin olmayan kaç stat var Türkiye'de?" diye sormak isterim. Evet keşke kulüpler kendileri bu yatırımları yapabilecek durumda olsa ama değiller. Kötü yönetildiklerinden hepsi borç içinde. Onlar yapamıyor diye biz kötü statlarda maç izlemek zorunda mıyız? Devletin bu tarz yatırımları yapması ülke futbolunun ilerlemesine yardımcı olmaz mı? Avrupa Şampiyonası, Dünya kupası gibi organizasyonları şu anki tesislerle organize edebilir miyiz?

Şu anki hükümetin Bu tesisi sosyal devlet ilkesiyle yaptığına inanacak kadar naif değilim elbette. Esas niyetin Ali Sami Yen arazisinin rantını yemek olduğuna inanıyorum. Stadın bu hızla tamamlanmasının altında da bir an önce eski stadı yıkıp rezidans inşaatına başlayabilmek olduğunu da düşünüyorum. Ancak devletin stadı yapmasına itiraz etmiyor olmam, onların GS kulübüne, eski ve yeni başkanlarına ve yönetimlerine hakaret edilmesine göz yummam; o stadın inşaatında hayatını kaybeden Gökhan Yavuz, Raşit Ek ve Cihan Gayretli'yi, statta GS-FB atkılarını birlikte açarak dostluk mesajı verdiği için kovulan işçiyi ve o stat için egosunu kenara bırakıp "ricacı" olmak zorunda kalan Özhan Canaydın'ı saygıyla anmmaktan geri duracağım anlamına gelmez.

11 Ocak 2011 Salı

Ergin Ataman ve Hüseyin Beşok Beşiktaş CT'da

Ergin hocanın gelişi yeni haber değil artık aslında. Ama kulübün niyetini görmeyi bekledim konu hakkında yazmadan önce. Ve o "iyi" niyet göstergesi bugün geldi. Hüseyin Beşok da Beşiktaş'ta artık. Aslında bu transfer 2007de Hüseyin Fransa'dan döndüğünde olacaktı. Son anda karıştı işler ve Hüseyin Galatasaray'a gitti.

Hüseyin Beşok, Koraç Kupasını alan Efes'in genç yedek pivotuydu ilk tanıdığımda. Sonra Final 4 oynayan Efes'in ilk 5 pivotu oldu. Eurobasket 99da takımın en iyilerindendi, 2001de gümüş madalyayı alan takımda ilk beşteydi. Tanjevic'in gelişiyle milli takımdan uzaklaştı(rıldı). 2001den sonra Maccabi'ye gitmişti zaten Hüseyin. Gözden ırak olan gönülden de ıraktı... 2007de Türkiye'ye döndü. O zaman Beşiktaş'ta Ergin Ataman'la kesişmeyen yollar 2011de kesişti.

2007'de idari ve mali sebeplerle kısa süren Ataman devri 2011'de Hüseyin'le başladı. Her ne kadar Beşiktaş yönetimine güvenmesem de Ergin hoca ikinci kez taşın altına elini uzattıysa bazı garantileri almıştır diye düşünmekteyim. Hüseyin transferi de buna bir örnek bence.

Sezon başında da Likholitov-Ogilvy pota altı zaten zayıftı, Likholitov sakatlanıp ameliyat olunca Efes macında görüldüğü üzere (Ogilvy-Cevher ikilisinin maçtaki insanüstü gayretlerine rağmen) çok çok yetersiz kaldı. Likholitov'un da dönüşüyle etkili bir 4lü olurlar bence...

Şu an için görünen hedef ligde ritmi bulup ilk 6da kalmak. Kupada iddialı olabilmek içinse sakatların (özellikle Cüneyt ve Likholitov) iyileşmesi.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Almanların Spora Bakışı

Hafta sonu Almanya'da Oberhof'ta IBU Biatlon Dünya Kupası 4. ayak yarışları vardı. Oberhof Doğu Almanya'da tam anlamıyla dağın başında 1500 nüfuslu bir kasaba. 5 günlük yarışlar boyunca tribünlere gelen seyirci sayısı ise yaklaşık 100.000! Günde ortalama 20.000 kişi stadyumu doldurdu. Ve evet adamaların Biatlon için 20.000 seyirci alabilen tesisleri var. Bunun dışında her sene IBU Dünya Kupası dışında özel olarak organize edilen ve atış alanının 60.000 kişilik Veltins-Arena(Arena AufSchalke)'da olduğu Biatlon yarışları var.

Bu sadece ufak bir örnek. Olimpik olsun olmasın bütün spor dallarında boy gösteren, boy göstermenin ötesinde zirveye oynayan bir spor kültürü var Almanya'nın. Hayret etmemek, hayran olmamak elde değil. Bu durum Rusya gibi, ABD gibi, Çin gibi "abi adamların nüfusu kalabalık tabi her spora ilgi duyan birileri olacak" şeklinde açıklanamaz (saydığım ülkelerinki de açıklanamaz aslında ama en azından nüfusları kalabalık) Almanya'nın nüfusu 81 milyon ve gençlerin oranı da bizdeki kadar çok değil. 18-30 yaş arası nüfus Türkiye'yle en fazla eşittir, bence eşit bile değildir.

Ay sonunda Erzurum'da Kış Üniversite Oyunları başlıyor. Yıllardır yapılamayan/yapılmayan kış sporları tesisleri bu organizasyon için yapıldı Erzurum'a. Bir kayakla atlama kulemiz bile oldu artık. Bakalım Erzurum halkı tesis açılışında gösterdiği coşkuyu yarışmalara gösterecek mi? Yoksa bir Dünya çapındaki organizasyon daha boş tribünlere mi yapılacak?

Belirtmeden geçmemek lazım Universiade öncesi şu yazıyı da bir okumanızı şiddetle öneririm http://ntvspor.net/yazar/okan-can-yantir/397/kafamiza-sporcu-duser-mi