18 Ocak 2011 Salı

Arena meselesi

Fazla geriden almayacağım hikayeyi...

Başbakan Dünya Şampiyonasında Ankara Arena'da adı okunduğunda da ıslıklanmıştı. Adını kullanan ise milli takım kaptanı Hidayet Türkoğlu idi... Ertesi gün Meclis Başkanı salonda dev ekranda görüldüğünde aynı tepkiyi almış, kamera sola dönüp CHP liderini gösterdiğinde ise ıslıklar alkışa dönmüştü.

Dünya Şampiyonasının finalinde ise madalya vermeye gelen Başbakan-Meclis Başkanı-Cumhurbaşkanı üçlüsü birlikte ıslıklandı, protesto edildi.

En son olay ise Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın açılışında oldu. Ancak buradaki durum farklıydı. Mesele ideolojik olmaktan çok duruma tepkiydi. İlk ıslık sesleri Başbakanın stada geç geleceği için maçın 15 dakika geç başlayacağını anlatan anonsta geldi. 40000 kişinin tek bir adam gelemedi diye bekletilmesine tepki vermesi doğal elbette, bu topraklarda bile... Esas olay ise TOKİ başkanının, Galatasaray kulübünü, eski ve şu anki başkanlarını ve yönetimlerini aşağılayarak stadın yapım sürecini anlatmasıyla başladı. Tribünlerce çok sayılan rahmetli Canaydın'ın arkasından "acz içindeydi" denmesi, "sizin bu yöneticiler var ya değil stat yapmak eskisinin kirasını bile ödeyemiyorlardı" havasında konuşması ve bu stadı ben size başbakan "abimin" parasıyla yaptım iması pek hoş karşılanmadı.

Pek alıngan Başbakanımız bu tepkileri üzerine alınıp stadı terk etmeye karar verdi ve haliyle orada bulunan diğer bakanlar, TOKİ başkanı, TFF başkanı hatta İBB Spor AŞ başkanı da peşinden gitti. (Gereksiz ara not: İBB spor o dakikalarda son şampiyonu deplasmanda yenerek Türkiye Kupasının dışına itmekteydi). Olaylara tepki vermesi uzun süren GS başkanı ise stadı terk etmek için devre arasını uygun buldu. Çıkarken de hesabı sorulacak gereken yapılacak tehditlerini savurmayı ihmal etmedi.

Dediğim gibi ilk iki olayda tepkiler ideolojik temellere dayalı olabilir, hatta şahsi duygular nedeniyle oldu bile denebilir. Ancak Cumartesi günkü olaylar duruma tepkiydi, konuşmaya tavra tepkiydi. Ha sonuçları farklı mı oldu? Yooo... Niye olsun ki? Kedi olarak karikatürize edene nasıl davranıldıysa ıslıklayana da aynı davranıldı. Eleştiriye tahammülü olmayan bir "ileri" demokrasi yönetimimiz olduğundan, karikatür, ıslık, yumurta ne gelirse gelsin karşıdan ters yönde ve çok daha büyük bir tepkiyle karşılandı. (Sir Isaac Newton halt etmiş)

Arena meselesinde en büyük sıkıntı stadın sadaka olarak sunulması hatta üzerine de "daha sözleşme imzalanmadı stat GSnin değil" denmesiydi. GS başkanının da kulübünün onurunu ve taraftarını değil de başka şeyleri (sahi TOKİ konutlarının fayansları ne markaydı) koruduğundan başta GS taraftarları olmak üzere biz "sıradan" insanlar kızdık.

Ali Sami Yen'i son dönemlerinde ziyaret etmiş bir sporsever olarak durumunun iyi olmadığını görmüştüm. (ben deplasman tribününü gördüm ama geri kalanın daha iyi durumda olduğuna inanmıyorum) Ve ilk düşündüğüm şey "iyi ki yeni stada geçecekler de bu stat yıkılacak, çok kötü durumda" olmuştu. Son yıllara kadar Avrupa'da en çok tanınan kulübümüze yakışmayacak durumdaydı. Yenisinin yapılması gereği konusunda hem fikir olunduktan sonra 3 yol kalmıştı geriye. Ya kulüp kendi imkanlarıyla yapacaktı yenisini ya sponsorlara yaptıracaktı ya da devlet el atacaktı konuya. İlki olasılık dışıydı, kulübün mali yapısı ortadaydı. İkincisi ve üçüncüsü  içinse elde Ali Sami Yen stadının üst yapı kullanım hakkı vardı, yani arsanın değil ama binanın tapusu. Seyrantepe'de yeni stat için arsa tahsisi yapıldı, eski stadın arazisi devletindi, yenisinin ki de devletin olmuş oldu. projeler hazırlandı ve ihaleye çıkıldı. Bu arada eski stat arazisinin rantı da TOKİ'ye devredilmiş oldu. Yani TOKİ'nin iddia ettiği gibi ortada bir sadaka yok. Twitter'da okuduğum gibi "İnönü'nün arazisini bana versinler istedikleri yere 600 milyonluk yatırım yapayım. TOKİ bir tarafa stat yapmak için diğer (değeri daha yüksek) arsayı devraldı.

Protestolara katılsın katılmasın bir başka bakış açısı da "devlet neden stat yaptı GS'a kendileri yapsaydı". Bu görüşün en birinci savunuculuğunu da "ebedi dost" FB taraftarları yapmakta. Argümanları net: biz kendimiz yaptık. Evet siz kendiniz yaptınız ve bu nedenle de rantı kendinizde kaldı. "Onlar" kendileri yapamadı ve rantı devrettiler. Stat yatırımını kendileri yapabilse Ali Sami Yen'in üst kullanım hakkını devretmelerine gerek kalmayacağından oraya istediklerini yapabileceklerdi. Devlet stat yapmasın diyenlere de "devletin olmayan kaç stat var Türkiye'de?" diye sormak isterim. Evet keşke kulüpler kendileri bu yatırımları yapabilecek durumda olsa ama değiller. Kötü yönetildiklerinden hepsi borç içinde. Onlar yapamıyor diye biz kötü statlarda maç izlemek zorunda mıyız? Devletin bu tarz yatırımları yapması ülke futbolunun ilerlemesine yardımcı olmaz mı? Avrupa Şampiyonası, Dünya kupası gibi organizasyonları şu anki tesislerle organize edebilir miyiz?

Şu anki hükümetin Bu tesisi sosyal devlet ilkesiyle yaptığına inanacak kadar naif değilim elbette. Esas niyetin Ali Sami Yen arazisinin rantını yemek olduğuna inanıyorum. Stadın bu hızla tamamlanmasının altında da bir an önce eski stadı yıkıp rezidans inşaatına başlayabilmek olduğunu da düşünüyorum. Ancak devletin stadı yapmasına itiraz etmiyor olmam, onların GS kulübüne, eski ve yeni başkanlarına ve yönetimlerine hakaret edilmesine göz yummam; o stadın inşaatında hayatını kaybeden Gökhan Yavuz, Raşit Ek ve Cihan Gayretli'yi, statta GS-FB atkılarını birlikte açarak dostluk mesajı verdiği için kovulan işçiyi ve o stat için egosunu kenara bırakıp "ricacı" olmak zorunda kalan Özhan Canaydın'ı saygıyla anmmaktan geri duracağım anlamına gelmez.

2 yorum:

  1. eline yüreğine sağlık kuzen...

    YanıtlaSil
  2. 2008 Formula1 İstanbulpark ayağında Cumhurbaşkanı protestolara maruz kalmıştı. Yani bu organizasyonlara giden halkın devletin başındakilere genel bir tepkisi var. Hatta aylar önce Adnan Polat "açılış tarihi için Sayın Başbakanımızdan tarih bekliyoruz" dediğinde gerek Formula1'de gerekse Dünya BAsketbol şampiyonasında gördüklerimden dolayı "eyvah" demiştim. Ama TOKİ Başkanı bu potansiyeli körükleyerek basit bir anlık tepkiyi krize dönüştürmüştür ve herşeyden önce merhum Özhan Canaydın'dan özür dilemelidir.

    YanıtlaSil