1 Temmuz 2011 Cuma

Temmuz Ayı Tur Ayı

Yıllar önce sorulduğunda "Abi bi golf izlemem bi de bisiklet, ne o öyle saatlerce, çok sıkıcı" derdim. Sonra bir hafta sonu evde can sıkıntısıyla Eurosport izlerken gene karşılaştım bisiklete binen bir sürü adamla. O zamanlar kablolu yayında Türkçesi yok, İngilizler konuşuyor. Sean Kelly mikrofonda... Bütün bisikletçileri anlatıyor, ekranda görünenin seceresini sayıyor. Takıldım ki ne takılma. Sprint etabıydı (ki o gün bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyordum) ama kaçaklar (escapee diyordu Sean amca) finişe yakın yakalanmıştı. Ben yakalanamasınlar istemiştim hatta (meseleyi öğrendikten sonra da sprint etaplarında yakalanmasınlar isterim hala).

Sonra bir gün dağlık etaba denk geldim. İşte işin heyecanını esas o zaman anladım. Benim bisikleti geçtim arabayla tırmanmaya üşeneceğim eğimlerde amcalar birbirlerini geçmeye çalışıyorlardı. Birkaç yıl sadece Temmuzda ilgilenir oldum bisiklet sporuyla, sonra Eurosport'un Türkçe yayınlarını dinlemeye başladım. Spiker (ki sonraları adının Caner Eler olduğunu öğrendim) Sean abisinden hiç altta kalmadan yarışçılardan bisikletlere, geçilen kasabalardan Fransa tarihine kadar merak edeceğiniz (aslında çoğunu merak bile etmeyi aklınızdan geçirmeyeceğiniz) her şey hakkında detaylı bilgi vermekteydi. Bağımlısı oldum. Hele yanında (konuşmalarından yaşça büyük olduğu anlaşılan) "geçen sene bilmemne etabında ordaydım" diyerek ağız sulandırırcasına anlatan Sarper Günsal olduğunda oluşan sohbet ortamına denk geldikçe maille (sonraları twitter tacizleriyle) katılma gereği hissettim.

Bütün bu süreçler sonucu (yazarken farkettiğim üzere) 7-8 yıldır bildiğin bisiklet izleyicisi olmuşum. Arada (tarafsız spor izlenmez kuralı gereği) Jan Ullrich, Andreas Klöden, Alejandro Valverde, Andy-Frank Schleck biraderler gibi hastası olduğum bisikletçiler olmuş. Hatta oturduğum yerden taktikler ve yarışçılar hakkında ahkam keser olmuşum.

Nedir benim bu kadar ilgimi çeken şeyler peki... Birincisi mevzunun insanlar arasında olmaktan çok doğaya karşı olması. (Yağmurlu havada Paris-Rubaix izleyince o bisikletlerin üstündeki yüzlerce adama hayran olmamak mümkün değil) İkincisi yarışçıların birbirlerine olan saygısı. Kaçışta dağın başında (kelimenin tam anlamıyla dağın başında) başbaşa olanlar üzerlerindeki formanın rengi ne olursa olsun yardımlaşır, suları, yiyecekleri paylaşır. Biri düşerse ya da sorun yaşarsa diğeri bekler. Beklemezse (isim vermeyeceğim anladınız siz kimden bahsettiğimi) rakipleri ve izleyicilerce ayıplanır (hatta bir sonraki sene tanıtım töreninde yuhlanabilir (tamam direk onunla ilgisi olmayabilir ama yazar burda ajitasyon yapma ihtiyacı hissetti)).

Üçüncü faktöre ayrı paragraf gerekir. Takım olgusu. Bir yarışta takımlar 6-9 kişiden oluşur. Ve aslında bu takımdakilerden sadece biri (istisna durumlarda ikisi, Radioshack durumunda üçü-dördü) yarışı kazanma hedefiyle başlar. Büyük turlarda ise aralarda etap kazanma hedefiyle gün geçirse de takımın çoğu (ki onlara domestik denir) "lider"ine Turu kazandırmak için oradadır. Bunun için onu rüzgardan korur, peloton (hani şu yüzlerce bisikletçinin bir arada oluşturduğu yapı) en arkasına gidip suyunu taşır, liderin bisikleti bozulursa kendi bisikletini ona verir ve başka bir bisiklet gelmesini bekler. (Aklıma Batuhan Karadeniz geldi. Ne güzel domestiklik yapar değil mi?) 

Bu kadar boş laftan sonra biraz da Fransa Bisiklet Turu 2011'e (bundan sonra TdF11 olarak geçecektir). Şimdi boş laflarıma devam etmeden önce Sarper Günsal'ın (adı yukarda geçen Sarper Günsal evet) konuyla ilgili 2 yazısına alalım sizi şurdan ve burdan.


Şahsi favorim Andy Schleck. TdF10'da zincir kahpelik yapmasa belki de 25inde Tur'u kazandı diyecektik. Zincir vakasından sonra zamana karşıdaki (ki bundan sonra ITT (shaub-lorenz değil Individual Time Trial) ya da TTT (Team Time Trial) olarak anılacaktır) farkla kazandı Tur'u Contador. Bu sene ise 2010'a göre bazı avantajları var. Birincisi domestikleri, çoğu süper domestik sayılabilecek, hangisi etap alsa şaşırmayacağım 8 adamla geliyor Andycan. 2010da Turun başında sakatlanıp yarışı bırakan abisi yanında olacak. Zincir vakası gibi bir durumda abisi gider döver bu sefer. Andynin adamları demişken (ki bazı kaynaklar onlara Leopard-Trek takımı da diyor) Cancellara demeden duramadım. TT'de Dünya Şampiyonu Spartaküs lakaplı Cancellara. Bu alanda son zamanların en iyisi (Andycan bu heriften 3-5 numara kapsan şimdi senden en büyük favori diye bahsederlerdi) ama tek özelliği bu değil. Bahar klasiklerinde de çok iyi. Çok dağlık olmayan etaplarda (ilk haftanın bazı etapları mesela) Gilbert ve Boonenla birlikte etap kovalarsa sevinirim. 







Andy dışında turu kazanırsa sevineceğim diğer adam Andreas Klöden. Jan Ullrich bıraktıktan sonra onun şanssızlığını yenip büyük tur kazanmasını bekliyordum ama o da olmadı. Bu sene Radyo'nun 4 atlısı (bundan sonra bu tanımı görmek istemiyorum) yani Leipheimer-Horner-Brajkovic -Klöden olarak katılıyorlar. Denilen o ki ilk dağda kim iyiyse sonrasında takım ona çalışacakmış. Yaşlı başlı adamlar öyle diyorsa öyledir. 



Şu noktaya kadar okuyanlara ufak bir hatırlatma 02 Temmuz Cumartesi 13:00 itibariyle başlıyoruz efenim TdF'a. Mikrofonda Tur rehberimiz Caner Eler eşliğinde Eurosportta... 

1 yorum:

  1. Çok eğlenceli yazı olmuş.Eline sağlık Beni de ilk cazbeden Fransa kırları, o küçük şirin tarihi kasabalar, şatolar ve ilgi çekici hikayeleriydi. Sonradan Bisikletçilerin hikayelerine odaklanır oldum.Ama beni bu kadar heyecanlandıran bir spor olmasında Caner'in ve Sarper hoca'nın ve Aydan çelik'in katkısı çok fazla.

    YanıtlaSil