Citius, Altius, Fortius... Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü... Olimpiyat Oyunlarının Pierre de Coubertin'in modern olimpiyatlar için önerdiği motto. Kısaca bizim spor sevmemizin nedeni de bu... İnsanların bizim yapamayacağımız seyleri yapması, Usain Bolt'un daha önce hayal bile edilememiş hızla koşması, Sergei Bubka'nin elindeki çubukla 6 metre yuksekteki çıtayı devirmeden üzerinden geçmesi, Naim Süleymanoğlu'nun kendi ağırlığının 3 katını kaldırması bizi çeken şey... Bahsettiklerim ve çok daha fazlası hayran olunan insanlar. Ancak hayran olmak önce takdir etmeyi gerektirir ve takdir yapılan isin zorluğunu idrak etmekten gecer. Yapılan isin ne olduğunu bilmeden zorluğunu anlamak imkansız elbette. Ronnie O'Sullivan'in neden bir kırmızı bir siyah top attığını anlamadan 5 dakika 20 saniyede 147 sayı yapmasını takdir edemez, ya da "saatlerce pedal çevirenleri ne izleyecem" diyen adam Alpe D'Huez'e tırmanan 198 adama hayran olmaz.

Sadece daha önce yapılmayanı yapanlar değildir hayran olduğumuz. Atletizm salonu olmayan ülkenin tartan pisti olmayan kentinden yetişen kız cocuğunun 100metre engelli Avrupa Şampiyonu olmasına da hayran oluruz, o kız vatandaşımız olmasa da. Ya da Etiyopya, Kenya gibi ülkelerin nasıl olup da orta/uzun mesafe yarislarina ambargo koymasidir hayrete düşüren.
Sporsever kendi tuttuğu sporcu kaybetse bile daha iyi olan rakibini alkislayandir. Sporsever önemli olanın kazanmak değil katılmak olduğunu bilir. Sporsever yenilmeyi bildigi için hayatta yenilgilere karsı daha dik durabilir. İste tam da bu nedenlerle spor bir kültür işidir. Ve bunları beceremedigimiz için bir spor kültürümüz yok.
Son paragrafı bir levhaya yazıp herhangi bir spor tesisine asabiliriz. Ellerine sağlık, nefis bir yazı.
YanıtlaSil