19 Ekim 2011 Çarşamba

İşini yapmayan kim


Bozuk saat bile günde 2 kere doğruyu gösterir derler. Eğer başbakanın söyledikleriyse mevzu bu benim gözümde yılda 2yi zor geçer. 2011deki doğrularından biri 25 Eylül’de gelmişti. “PKK işini yapıyor”…

Evet sayın başbakan PKK “iş”ini yapıyor. 30 yıldır on binlerce genci öldürmelerine bakılırsa “iş”lerini de iyi yapıyorlar. Bu noktada PKK Kürtlerin haklarını arıyor diyenlere sesleniyorum 30 yılda on binlerce insanı genç-yaşlı-çocuk ayırmadan öldüren, öldürmek için silah almak için finansman yaratan (finansmanı yoksa desteklenen) bir örgütün birincil “iş”i adam öldürmektir benim nazarımda. Bu konuda TSK en azından dürüst, hak hukuk demeden öldürmek için silahlanıyor. (Savunma diyor o da yaptığına ya neyse). Şu saatlerde “havadan ve karadan geniş çaplı operasyon” olduğuna göre TSK da “iş”ini yapıyor.

Peki o zaman “iş”ini yapmayan kim?

Hayatımda ilk defa yaptığım bir şeyi yaptım ve AKP parti programını açtım az önce neyse ki aradığımı ilk sayfada buldum. Temel Hak ve Özgürlükler başlığı altında diyor ki : ”Başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Paris Şartı ve Helsinki Nihai Senedi olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin insan hakları alanında getirdiği standartlar uygulamaya geçirilecektir.“ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 3: Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır… Bu durumdan benim anladığım AKP “iktidara gelirsek vatandaşlarımızın yaşama, özgürlük ve kişisel güvenlik haklarını güvence altına alacağım”. E iktidardaysa AKP onun “işi”dir vatandaşının (ama bak ayrım gözetmeksizin hepsinin) yaşamasını sağlamak. Yani AKP işini yapmayanlardan biri.

Devletin işi değil midir vatandaşlarının insanca yaşamasını sağlamak. TC Anayasası madde 5 der ki: “Devletin temel amaç ve görevleri (…), insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” Maddi varlığımızı geliştirmeyi geçtim sabahtan beri toplumsal cinnet sınırında dolaşıyor olmamızdan anlaşılıyor ki sen de “iş”ini yapamayanlardansın TC devleti.

Ve bizler geriye kalan 75-80 milyon insan… 30 yıldır, içimizden insanların ölmesine engel olmayan, engel olmaya niyetli de olmayan, ölümlerin daha çok öldürerek biteceğine dair inancını (defalarca aksi ispatlanmış olmasına rağmen) koruyanları bizim yaşama hakkımızı koruması için devletin başına geçiren bizler… Koca şairin dediği gibi:
“…Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!” 

17 Ekim 2011 Pazartesi

Dünya Eskrim Şampiyonası 6.Gün

İtalya'da Catania'da yapılan 2011 Dünya Eskrim Şampiyonası için Dağhan Irak'ın ricası üzerine tr.eurosport.com'a haber yazdım. Hayatımda ilk defa olduğu için pek heyecanlıydı bence. Üstelik sitede imzalı yayınlanınca çokca mutlu bile oldum. Eurosport arşivinde varlar ama gene de ben kendim için buraya da koyacağım hepsini...

6. Gün-http://tr.eurosport.com/eskrim/kapanisi-cin-yapti_sto2992489/story.shtml


Kapanışı Çin yaptı
İtalya’nın Catania kentinde düzenlenen Dünya Eskrim Şampiyonası’nın son gününde Kadınlar Epe ve Erkekler Flöre’de madalyalar sahiplerini buldu. Bireyselde istediği madalyalara ulaşamayan Çin, son günde 1 altın 1 gümüş madalyayla teselli buldu.

Gün boyunca hiçbir takımın Dünya klasmanında kendinden yukarıdaki bir takımı yenemediği Kadınlar Epe’de klasman birincisi Romanya, düşük tempolu ama çekişmeli geçen maçta Çin’i 27-26 yenerek üst üste ikinci Dünya şampiyonluğuna ulaştı. Bronz madalya için Almanya’yla karşılaşan ev sahibi İtalya ise görece rahat bir maçtan sonra 45-33le Dünya üçüncülüğüne ulaştı.

Günün en büüyk sürprizi ise Erkekler Flöre’de geldi. Bireyselde madalya kazanan 3 sporcuyla mücadele eden İtalya, çeyrek finalde Almanya’ya 45-35 yenilerek podyumun dışında kaldı. Final Mücadelesi ise çok büyük heyecana sahne oldu. Son maça 40-35 önde giren Çin karşısında Fransa’da Erwan Le Pechoux maçın bitmesine 8 saniye kala 44-44 beraberliği yakaladı. Uzatma periyodunda avatajı da elinde bulunduran Le Pechoux, Sheng Lei’nin atağını savunamayınca altın madalya Çin’in oldu. 

Dünya Eskrim Şampiyonası 5.Gün

İtalya'da Catania'da yapılan 2011 Dünya Eskrim Şampiyonası için Dağhan Irak'ın ricası üzerine tr.eurosport.com'a haber yazdım. Hayatımda ilk defa olduğu için pek heyecanlıydı bence. Üstelik sitede imzalı yayınlanınca çokca mutlu bile oldum. Eurosport arşivinde varlar ama gene de ben kendim için buraya da koyacağım hepsini...

5.Gün


Favoriler Altına Ulaştı
Dünya Eskrim Şampiyonasında Erkekler Epe ve Kadınlar Kılıçta Dünya takım klasmanında 1. sırada bulunan Fransa ve Rusya altın madalya kazandı.

İtalya’nın Catania kentinde devam eden Dünya Eskrim Şampiyonasında Erkekler Epe finalinde Dünya klasmanının ilk iki sırasında yer alan Fransa ve Macaristan karşı karşıya geldi. 2004 Atina Olimpiyatından bu yana Olimpiyat ve Dünya Şampiyonalarında altın madalyaya ambargo koyan Fransa, son maça kadar çekişmeyle geçen maçta rakibine 45-37 üstünlük sağlayarak geleneği bozmadı. Çeyrek finalde ev sahibi İtalya’nın madalya şansını elinden alan İsviçre ise, yavaş tempoda geçen maçta Güney Kore’ye karşı 15-14 üstünlük kurarak bronz madalyaya ulaştı.

Kadınlar finali de Dünya klasmanında en tepede yer alan iki takımı, Rusya ve Ukrayna’yı karşı karşıya getirdi. 2010 Dünya Şampiyonası finalinin rövanşı niteliğindeki maçta, bireyselde şampiyonluğa ulaşan Sophia Velikaia önderliğindeki Ruslar, komşusunu 45-43le geçerek bir kez daha şampiyonluğa ulaştı. Çeyrek finalde dünya klasmanı üçüncüsü Çin’i geçerek belki de şampiyonanın en büyük sürprizini yapan Azerbaycan, bu sonucu madalyayla süsleyemedi. Bronz madalya mücadelesinde ABD’ye 45-40 kaybeden Azeriler 2003 Havana’daki üçüncülükten sonraki en büyük başarılarına imza atmış oldu.

Şampiyona Pazar günü yapılacak Erkekler Flöre ve Kadınlar Epe Takım mücadeleleriyle sona erecek

Dünya Eskrim Şampiyonası 4. Gün

İtalya'da Catania'da yapılan 2011 Dünya Eskrim Şampiyonası için Dağhan Irak'ın ricası üzerine tr.eurosport.com'a haber yazdım. Hayatımda ilk defa olduğu için pek heyecanlıydı bence. Üstelik sitede imzalı yayınlanınca çokca mutlu bile oldum. Eurosport arşivinde varlar ama gene de ben kendim için buraya da koyacağım hepsini...

4. Gün-http://tr.eurosport.com/eskrim/kapanisi-cin-yapti_sto2992489/story.shtml


Takım Mücadelelerine Rusya damgası
Dünya Eskrim Şampiyonasında takım yarışmalarının ilk gününe Rusya damga vurdu. Hem Kadınlar Flöre hem de Erkekler Kılıç’ta altın madalya kazandı. Bireysel yarışmalarda büyük üstünlük kuran ev sahibi İtalya ise, bir gümüş bir de bronz kazandı.

Kadınlar Flöre takım yarışmasının en büyük favorileri İtalya ve Rusya zorlanmadan finalde buluştu. Ancak Madalya sıralamasını belirleyen maçlar büyük heyecana sahne oldu. Dünya klasmanının ilk 4ünden üçüyle piste çıkan İtalya karşısında son karşılaşmaya 39-35 geride giren Rusya, Korobeynikova’nın Vezzali’ye 10-5 kurmasıyla altın madalyaya 45-44le ulaştı. Güney Kore ile Polonya‘yı karşı karşıya getiren bronz madalya mücadelesi de büyük heyecana sahne oldu. Hyun Hee Nam’ın sürüklediği Güney Kore, Polonya’yı 27-26 mağlup ederek üçüncülüğü kazandı. Güney Kore’nin 27 puanının 18ini Nam kazanırken kendisi de şampiyonayı 2 bronz madalyayla kapatmış oldu.

Erkekler Kılıç’ta ise sürpriz yarı finalde geldi. Bireyselin altın ve bronz madalyalı isimleri Montano ve Tarantino’nun yer aldığı ev sahibi İtalya, Belarus karşısında rahat bir oyun sergileyerek 8. maça 35-30 önde girdi. 8. maçta İtalya 38-35 önde iken Tarantino’nun yaşadığı sakatlık maçın gidişatını tamamen değiştirdi. Şampiyona doktoru “Oynayabilir” kararı çıkmasıyla değişiklik yapamayan ev sahibi, 8. maçı 40-38 geride kapattı. Dünya Şampiyonu Montano’nun son maçtaki çabaları yeterli olmayınca Belarus finale çıktı. Diğer yarı finalde Almanya’yı 45-33le geçen Rusya ise finalde zorlanmadan 45-29la altın madalyaya ulaştı. Ev sahibi İtalya ise Almanya’yı 45-40la mağlup ederek bronz madaylayla yetindi.

İlk 32 takım arasına girmek için mücadele eden Erkek Epe Milli takımımız ise İsveç’le karşılaştı. Yusuf Botje, Mert Uzunay, Emir Şendut ve Okan Karadeniz’den oluşan milli takım mücadeleyi 45-34 kaybederek Cumartesi günü Fransa’nın rakibi olma şansını kaybetti.

Şampiyonada Cumartesi günü Erkekler Epe ve Kadınlar Kılıç takım madalyaları sahiplerini bulacak.

Dünya Eskrim Şampiyonası 3.Gün

İtalya'da Catania'da yapılan 2011 Dünya Eskrim Şampiyonası için Dağhan Irak'ın ricası üzerine tr.eurosport.com'a haber yazdım. Hayatımda ilk defa olduğu için pek heyecanlıydı bence. Üstelik sitede imzalı yayınlanınca çokca mutlu bile oldum. Eurosport arşivinde varlar ama gene de ben kendim için buraya da koyacağım hepsini...

3.Gün-http://tr.eurosport.com/eskrim/italyanlar-hakim_sto2988675/story.shtml


Eskrimde İtalyan hâkimiyeti devam ediyor
İtalya’nın Catania kentinde düzenlenen Dünya Eskrim Şampiyonasında bireysel yarışmalar sonuçlandı. Erkekler Flöre’de Andrea Cassara’yla altına ulaşan ev sahibi 6 bireysel altının 4ünü alarak şampiyonayı domine etti. Kadınlar Epe’de ise iki Çinli sporcunun final mücadelesinde kazanan Na Li oldu.

Ev sahibi İtalyanların 3 yarı finalist çıkardığı Erkekler Flöre’de zafer vatandaşı Valerio Aspromonte’yi 15-14le geçen Andrea Cassara’nın oldu. Finale gelene kadar hiçbir rakibine 8den fazla tuş vermeyen Cassara 2003’te Havana’da kazandığı bronz madalyadan sonra ikinci Dünya Şampiyonası madalyasına ulaştı. Yarı finalde Aspromonte’ye 14-13 kaybeden Giorgio Avola, bronz madalyayı Fransız Victor Sintes’le paylaştı. Bu sonuçlarla İtalya Flöre’de dağıtılan 8 madalyanın 5ini (2 altın, 2 gümüş, 1 bronz) kazanmış oldu.

Kadınlar Epe finalinde karşı karşıya gelen iki Çinli sporcudan Na Li, Yujie Sun’u 13-7 ile geçerek altına uzandı. 2007’de finalde kaybeden Li, kariyerinin ilk Dünya şampiyonluğuna ulaştı. Pekin Olimpiyatinin şampiyonu Romen Ana Branza üçüncü olurken, katıldığı Dünya Şampiyonalarında ilk 32ye kalma başarısı gösterememiş Anca Maroiu bronz madalyayı vatandaşıyla paylaştı.

Şampiyonaya Cuma günü yapılacak Kadınlar Flöre ve Erkekler Kılıç takım yarışmalarıyla devam edilecek.

Dünya Eskrim Şampiyonası 2. Gün

İtalya'da Catania'da yapılan 2011 Dünya Eskrim Şampiyonası için Dağhan Irak'ın ricası üzerine tr.eurosport.com'a haber yazdım. Hayatımda ilk defa olduğu için pek heyecanlıydı bence. Üstelik sitede imzalı yayınlanınca çokca mutlu bile oldum. Eurosport arşivinde varlar ama gene de ben kendim için buraya da koyacağım hepsini...

2.Gün-http://tr.eurosport.com/eskrim/ikinci-gunun-altinlari_sto2987381/story.shtml


2. Günde Altın Madalyalar Rusya ve İtalya’ya gitti
Dünya Eskrim Şampiyonası’nda finallerin ikinci gününde 2 altın madalya daha sahiplerini buldu. Erkekler Epe’de İtalyan Paola Pizzo ev sahibine 3. altını getirirken Rus Sophia Velikaia ABD’den Mariel Zagunis’in son yıllardaki üstünlüğüne son verdi

222 sporcuyla Şampiyonanın en kalabalık branşı olan Erkekler Epe’de, finalde Hollanda’dan Bas Verwijlen’i 15-13le geçen İtalyan Paolo Pizzo kariyerinin en büyük başarısına da ulaşmış oldu. 2005 Dünya 3.sü Verwijlen ise Avrupa Şampiyonası’ndan sonra Catania da gümüş madalyada kaldı. Bronz madalyaları ise Dünya Şampiyonalarında daha önce çeyrek final bile görememiş iki isim, İsviçre’den Fabian Kauter ve Güney Koreli Kyoung Doo Park kazandı.

Dünya klasmanının ilk 4 sırasındaki ismin yarı finalde mücadele ettiği Kadınlar Kılıç’da ise altın madalya Rusya’dan Sophia Velikaia’nın oldu. Son 2 Olimpiyat ve Dünya Şampiyonası’nda şampiyonluğa ulaşmış ABD’li Mariel Zagunis’i 12-5 geriye düşmesine rağmen 15-14’le geçerek ilk Dünya Şampiyonluğuna ulaştı. 2009 ve 2010un gümüş madalyalı ismi Ukrayna’dan Olga Kharlan ise bronz madalyayı Rus Julia Gavrilova ile paylaştı.

Bugün piste çıkan tek sporcumuz İryna Ayşe Kravchuk ise ilk 32’ye kalma maçında Azeri Aida Alasgarova’ya 15-10 yenilerek 51. oldu.

Şampiyona’da ferdi yarışmalar Perşembe  günü Kadınlar Epe ve Erkekler Flöre ile sonuçlanacak.

Dünya Eskrim Şampiyonası 1. Gün

İtalya'da Catania'da yapılan 2011 Dünya Eskrim Şampiyonası için Dağhan Irak'ın ricası üzerine tr.eurosport.com'a haber yazdım. Hayatımda ilk defa olduğu için pek heyecanlıydı bence. Üstelik sitede imzalı yayınlanınca çokca mutlu bile oldum. Eurosport arşivinde varlar ama gene de ben kendim için buraya da koyacağım hepsini...

1.Gün-http://tr.eurosport.com/eskrim/ev-sahibi-altinla-basladi_sto2986298/story.shtml


ESKRİMDE İLK ALTIN MADALYALAR EV SAHİBİNE
İtalya’nın Catania kentinde düzenlenen Dünya Eskrim Şampiyonası’nda ilk madalyalar sahiplerini buldu.

Kadınlar Flörede Valentina Vezzali ferdide 6. toplamda 11. Dünya Şampiyonluğunu vatandaşı ve 2010 Dünya Şampiyonu Elisa De Francisca’yı 14-7 yenerek kazandı. Çeyrek finalde Fransız Corinne Matrijean karşısında son 2 dakikasına 11-5 geride girdiği maçı uzatma periyodunda 12-11 kazanarak ufak çaplı bir mucizeye imza atan Vezzali, yarı finalde kendisinden 20 yaş genç, 1994 doğumlu Amerikalı genç yetenek Lee Kiefer’i fazla zorlanmadan 15-10’la geçti. Kiefer 2011’de Yıldızlar ve Gençler Dünya Şampiyonalarında kazandığı 2 gümüş madalyanın yanına Büyükler Dünya üçüncülüğünü eklemiş oldu. Diğer yarı finalde Di Francisca’ya karşı, son dakikasına 8-7 önde girmesine rağmen, 14-8 kaybeden Güney Koreli Hyun Hee Nam, 2010’dan sonra bir kez daha bronz madalyayla yetinmek zorunda kaldı.

Erkekler Kılıç’ta ise 2004 Atina Olimpyatları’nın altın madalyalı ismi İtalyan Aldo Montano yıllardır ulaşmaya çalıştığı Dünya Şampiyonluğuna finalde Alman Nicolas Limbach’ı 15-13 geçerek ulaştı.  Aynı adı taşıdığı dedesi ve babası Olimpiyatlarda Erkekler Kılıçta takım yarışmalarında madalya kazanmış olan Montano, ailesinin 100 yıldır kazanmaya çalıştığı Dünya Şampiyonluğunu kazanmış oldu. Limbach ise 2009’da Antalya’da kazandığı şampiyonluktan sonra üst üste 2. kez gümüş madalyayla yetinmek zorunda kaldı. Üçüncülüğü 1998 Dünya Şampiyonu, 39 yaşındaki İtalyan Luigi Tarantino ve 2008’de yine Catania’da gençler Dünya Şampiyonu olmuş Güney Koreli Bon Gil Gu paylaştı.
Pazar günü gruplardan çıkarak ilk 64 eskrimci arasına giren Türk Milli Takımı sporcularından Çağlayan Nehir Fırat, ilk eleme turunda Dünya Şampiyonu Montano’ya 15-6  yenilirken, İbrahim Ahmet Ant ise Dünya Klasmanının 9 numarası Rus Nikolay Kovalev’e, baştan sona önde götürdüğü maçta, 15-14 kaybetti.
Şampiyonada Çarşamba günü Erkekler Epe ve Kadınlar Kılıçta madalyalar sahiplerini bulacak. Türk Milli takımından İryna Ayşe Kravchuk piste çıkacak. 

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Oscar'ın Bacakları / İki Ucu Boklu Karbon Fiber Değnek*

Konuya girmeden ufak bilgiler vereyim Güney Afrikalı ampute atlet Oscar Pistorius'un Daegu 2011 Dünya Atletizm Şampiyonası'nda yarışmasına izin verildi. İki bacağı da diz altından kesilmiş olan Oscar, karbon fiber bacaklarla koşuyor ve 400 metredeki derecesiyle hem Dünya Şampiyonası hem de 2012 Londra Olimpiyatları için A barajını geçmiş durumda. İlk olarak 2008 Pekin Olimpiyatlarına başvurusu reddedilmişti. CAS'a başvuran Oscar, karbon fiber bacakların haksız avantaj sağladığına dair kanıt bulunmaması nedeniyle davayı kazandı ve 2011de yarışma hakkını aldı.


Buraya kadar her şey güzel. Engelli bir insan sporla kendini ispatlamaya çalışırken sağlıklı insanlarla aynı koşullarda yarışıyor. Pek çok insanı hayattan soğutabilecek bir durumdayken azim ve hayata tutunma örneği gösteriyor Oscar. Paralimpik sporun özünü özetleyen bir insan.

Ancak konuyu CAS'a kadar götüren sıkıntılar hala ortada durmakta. Oscar'ın performansının ne kadarı yeni bacaklarının kalitesiyle ilgili? Usein Bolt'un performansını artırmak için kendisini ve kaslarını geliştirmesi gerekirken, Oscar'ın performansı bilim insanlarının çabalarıyla artabilir mi? Bilimin spora desteği her alanda çok yoğun. Ancak yüzmede dünya rekorlarının altüst olmasının sorumlusu olarak görülen PU mayoların yasaklandığı ortamda karbon fiber bacak teknolojisindeki gelişmeler haksız rekabet olarak görülmeyecek mi?

Karbon fiber değneğimizin ucuna da bu noktada geliyoruz. Oscar'ın tam bacaklı sporcularla yarışmasını yasaklarsak onu ve onun gibi sporcuları bir çeşit "ötekileştirme"ye maruz bırakmış olmaz mıyız? Peki izin verirsek teknolojik gelişimle birlikte haksız rekabet noktasının çok da uzak olmadığı gerçeğini göz ardı etmiş olmaz mıyız? Diyelim orta yol bulduk ve bu karbon fiber bacaklara standartlar/kısıtlamalar getirdik o zaman da sporcuların gelişimini de kısıtlamış olmaz mıyız?

Bu sorulara cevap vermekte bile zorlanıyorum. Ancak sanırım en doğru çözüm bu bacakların teknik özelliklerine bir standart getirip o şekilde yarışmalarını sağlamak olacak. Sırıkla yüksek atlamada nasıl ki sırıkların özellikleri boy aralıkları belli onun gibi bir standardizasyon.

Bu arada Oscar'ın bacakları konusuna tamamen bilimsel bir bakış açısına da buradan ulaşabiliriz. Haksız rekabet sonucuna götürebilecek veriler yok değil...

Ben gene de Daegu2011'de Oscar'ı keyif ve gururla izleyeceğim. Olur da madalya alırsa işte o zaman ortalık şenlenir iyice...



* Başlık konu üzerinde Twitter muhabbetleri sırasında Sarper Günsal tarafından kullanılmış bir benzetmedir. Tarafımdan yüzsüzce araklanmıştır

22 Temmuz 2011 Cuma

"Çok akıllı çocuk ama çalışmıyo"

Başlıktaki cümleyi hakkedecek bir genç olmuştur eminim herkesin hayatında. Kafası ortalama üstü çalışan ve bunun farkında olan gençlerin, ortalama altı çabayla diğerlerine yetişebildiğini farketmesi de uzun sürmez çünkü. (Bu çocuklardan iyi mühendis olur bak, mühendisliğin özü budur zaten: en ekonomik şekilde minimum gereksinimleri karşılamak. Fazlası müşteriyi şımartmaya daha fazlasını istemeye yönlendirir. Konumuzda müşteri ebeveyndir ve bi kere şımartıldı mı geri dönüşü yoktur. Daha azı başarısızlıktır)

Şimdi efenim bu girizgahı nereye bağlayacağım... Twitter'dan takip edenler anlamışlardır bu aralar tek derdim Tour de France (TdF) hatta açık konuşmak gerekirse Andy Schleck. Sezon arasında en keyif aldığı şeyin abisi ya da babasıyla balık tutmak olduğunu açıkladığından beri "yetenekli çocuk, çalışsa çok iyi yerlere gelir ama balık tutarak olmaz" damgası yedi. 2011 sezonunun başında hedefini TdF olarak koydu ve öncesinde çok az yarıştı. Onlarda da rekabetçi olmadı. Bütün sezondaki başarıları Liege-Bastogne-Liege'de 3.lük (ki orada aslında abisine yarışı kazandırma hedefi vardı, son sprintte Gilbert'e geçildiler ailecek) ve Tur öncesi son hazırlık yarışı İsviçre Turunda dağların kralı olmasıydı. 

Tur başladı bizim oğlan abisiyle birlikte belki de pelotonun en iyi takımının korumasındaydılar. Takım zamana karşı etabında sadece Fabian "Spartacus" Cancellara'nın tekerinde kalmayı başararak zaman farkı yemediler. Bol kazalı Tur'un kazalardan en az etkilenen takım liderleri oldular. Büyük rakipleri kazalarda yolun tıkanmasıyla zaman kaybederken onlar hep önlerdeydiler, hep korundular.

Konumuz bisiklet ya, örneklerimiz de bisiklet üzerinden verelim... İlk bisiklete binmeyi babam öğretmişti. Diğer babalar nasıl yapar bilmiyorum ama benim babam düşmeyim diye arkadan bisikleti tutarmış. Ama bunu bana çaktırmadan yapardı özgüvenim kırılmasın diye. Ama bisiklete binmek düşmeden öğrenilmez. Hayat da bisiklete binmek gibidir derler, pedal çevirmeyi bırakırsan düşersin. Ama düşmeden, o acıyı çekmeden pedala basma konusunda çok da istekli olmazsın. (Ebeveynlere/adaylarına not: bırakın çocuklar hasarın az olduğu yerlerde düşsünler. hiç düşmemiş çocuk düşmekten korkmaz)

Andy düşmedi mi peki? Düştü TdF2010da zinciri attı ilk olarak. Etap sonunda Contador'un sarı mayoyu giyişine ağlamaklı gözlerle bakarken söyledi artık kendisiyle özdeşleşen cümlesini "My stomach is full of anger, and I want to take my revenge." (Midem öfkeyle dolu ve intikam almak istiyorum)... Turun sonuna kadar herkes bu sözlerin karşılığının yola yansımasını ve Andy'nin Contador'a çılgınca atak yapmasını bekledi. Biz beklerken Contador Paris'te sarı mayosunu giymiş, Andy ise 2. kere beyaz mayosuyla yanındaki yerini almıştı. İlk homurdanmalar orda çıktı. Hani intikam alınacaktı yoksa Andy tahmin ettiğimiz kadar büyük değil miydi?


2010 sezonunun sonunda yukarda bahsettiğim açıklaması geldi Andy'den. Hayatta en çok keyif aldığı şeyin abisi ya da babasıyla balığa çıkmak olduğunu anlattı. Tepkileri üzerine çekmeye başlamıştı artık. Tembel damgasını yemişti. Yetenekli ama tembeldi artık o. Yeteneğini çöpe atanlardandı. 

Bu damgayla başladı TdF2011e büyük favori Contador Giro'yu süpürüp gelmişti. Tırmanışlarda sadece 2 kişi kendisine yaklaşabilmişti. Zaten onlar da eski arkadaşlarıydı ve büyük ihtimalle Contador onları geçme gereği duymayıp eşlik etmişti yanlarında. İstese giderdi. Andy ise tembeldi. Eksiklerini kapatmaya çalışmak yerine balık tutmuştu. Bütün sezon yarışmak yerine de Tur'a hazırlanmıştı, en azından öyle söylüyordu. Pirenelere kadar takımı onu iyi korudu ama Contador'un takımı o kadar iyi ve/veya tecrübeli değildi, koruyamadı. Pirenelerde ise beklenen atakların hiçbiri olmadı ve Frank'ın kazandığı 20 saniye dışında favoriler arasındaki farklar değişmedi. 

Ne olduysa Salı günü oldu. Col de Manse çıkışında Contador atak yaptı. Schleck biraderler takip edemedi. inişte ise Cadel-Contador-S.Sanchez üçlüsü risk aldılar inişte. Sonuçta Frank 18 saniye kaybetmişken Andy'nin kaybı 1dakikanın üstündeydi. Ben bile çok kızmıştım. Turu geçtim Andy'den umudu kesmiştim. Genelin derdi inişini geliştirememesiyken benim kızdığım nokta yokuşta fark yemesiydi. inişte ise farkı açanlar arasında abisi ve Basso (bile) vardı. Ertesi gün gene inişle biten etap vardı. Cadel gene atak yapar, farkı açar Alplerde ise bırakmaz bizimkilerin peşini alır Turu demeye başlamıştım. Bir Beşiktaşlı olarak sportif hayal kırıklığı yaşamaya ve bunları hazmetmeye epeyce alışkınım. Ama bunu hazmetmekte çok zorlandım. Yayının tekrarını izleyemedim sinirden.

Çarşamba gününe umutsuz başladım. Gene zaman kaybı olacaktı nasılsa... Beklenen oldu Pramartino çıkışında ataklar oldu, biraderler cevap verdi. İnişte atak geldi Contador-Sanchez kardeşlerden ve farkı 24 saniyeye kadar çıkardılar. Ne olduysa ondan sonra oldu. Etap sonunda finişe metreler kala ekrana gelen görüntü ağzımın yayılmasına, umutlanmama neden oldu. Schlecklerin de içinde olduğu grup Contadora düzlükte yetişmişti. Ama esas haber değeri taşıyan bilgi bu ekibi en önde Andy arkasında abisinin çekiyor olmasıydı. Düzlükte kapanmıştı fark. Çalışmadığı, eksiklerini kapatmadığı söylenen tembel çocuk yoksa bilinenin aksine zamana karşı becerilerini mi geliştirmişti?

Ve bu yazının yazılmasına neden olan etap. Dünkü kraliçe etap... 3 tane kategorize edilemeyen tırmanış içeren 200kmlik etap... Atak bekleniyordu ama son tırmanışa saklanması bekleniyordu. Peloton temposuz 2. tırmanışı (Izoard) yaparken Andy önce abisine ıslık çaldı hemen arkasından atağa kalktı. Finişe daha 60 km vardı kimse ciddiye almadı (ben bile). Tırmanışı bitirdi, inişe geçti. Fark kapanır derken önceden öne gönderilmiş Monfort yavaşladı ve Andyi karşıladı. çok büyük bir hızla inerlerken yoldakileri de toplarladılar. İniş bittiğinde fark 4 dakika ekip 6 kişiydi. Fark şimdi kapanır birazdan kapanır derken son 10kmye 4 dakika üzerinde farkla geldik. O noktada Cadel çalışmaya başladı. Etap sonunda Andy yalnız başına öndeydi ve işin en keyifli yanı daha 10 km olsa çıkarım ifadesi vardı tırmanışta. 


Bu zafer bize cevabı/hediyesi oldu Andy'nin... Biz kim miyiz? Biz Salı günü ondan ümidi kesenleriz. Biz onu tembellikle suçlayanlarız. Biz Turun başından beri Leoparlar ve Andy'nin Turu kazanmasını isteyenleriz. 

Ama en önemlisi biz yıllardır zeki ama tembel olmakla itham edilenleriz. Ve biz herkesten iyi biliyoruz ki yumurta kapıya dayandığında, doğru şekillerde motive olduğumuzda herkesten iyisini yaparız. Ama diğer zamanlarda gerekenden fazlasını beklemeyin bizden

7 Temmuz 2011 Perşembe

Eskrim Nedir - Kısa Bir Özet

Canım BBC 2011 Avrupa Eskrim Şampiyonası (13-19 Temmuz Sheffield) öncesi İngiliz Şampiyonu Avrupa üçüncüsü Richard Kruse'ye eskrimi sormuş o da gayet güzel bir özet geçmiş...

Epeé dediği bizde epe olarak geçer. Sabre kılıç Foil ise flöre...

Sonda geçen terimlerin Türkçelerini de vereyim
Thrust: dürtüş, lunge: hamle
Parat-ripost bizde de aynen kullanılan savunma (parat) ve karşı atak (ripost) hareketleridir.



Ben ODTÜ'lüyüm - I Brain ODTÜ

Mezun olunan okul üzerinden şövenizm/ayrımcılık yapılmasına her zaman karşıyımdır. Ancak okulumun bir geleneği, bir kültürü olduğu da bir gerçek. Yıllardır savunduğum üzere ODTÜ mezunlarının en büyük eksiği özgüven. Aşağıdaki filmi bunu değiştirmek için atılan ilk adım olarak görüyorum. Mezun olmadan önce bütün ODTÜlülere bu inancın aşılması ümidiyle.

Ben ODTÜlüyüm, Ben Dünya'yı değiştirebilirim...


1 Temmuz 2011 Cuma

Temmuz Ayı Tur Ayı

Yıllar önce sorulduğunda "Abi bi golf izlemem bi de bisiklet, ne o öyle saatlerce, çok sıkıcı" derdim. Sonra bir hafta sonu evde can sıkıntısıyla Eurosport izlerken gene karşılaştım bisiklete binen bir sürü adamla. O zamanlar kablolu yayında Türkçesi yok, İngilizler konuşuyor. Sean Kelly mikrofonda... Bütün bisikletçileri anlatıyor, ekranda görünenin seceresini sayıyor. Takıldım ki ne takılma. Sprint etabıydı (ki o gün bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyordum) ama kaçaklar (escapee diyordu Sean amca) finişe yakın yakalanmıştı. Ben yakalanamasınlar istemiştim hatta (meseleyi öğrendikten sonra da sprint etaplarında yakalanmasınlar isterim hala).

Sonra bir gün dağlık etaba denk geldim. İşte işin heyecanını esas o zaman anladım. Benim bisikleti geçtim arabayla tırmanmaya üşeneceğim eğimlerde amcalar birbirlerini geçmeye çalışıyorlardı. Birkaç yıl sadece Temmuzda ilgilenir oldum bisiklet sporuyla, sonra Eurosport'un Türkçe yayınlarını dinlemeye başladım. Spiker (ki sonraları adının Caner Eler olduğunu öğrendim) Sean abisinden hiç altta kalmadan yarışçılardan bisikletlere, geçilen kasabalardan Fransa tarihine kadar merak edeceğiniz (aslında çoğunu merak bile etmeyi aklınızdan geçirmeyeceğiniz) her şey hakkında detaylı bilgi vermekteydi. Bağımlısı oldum. Hele yanında (konuşmalarından yaşça büyük olduğu anlaşılan) "geçen sene bilmemne etabında ordaydım" diyerek ağız sulandırırcasına anlatan Sarper Günsal olduğunda oluşan sohbet ortamına denk geldikçe maille (sonraları twitter tacizleriyle) katılma gereği hissettim.

Bütün bu süreçler sonucu (yazarken farkettiğim üzere) 7-8 yıldır bildiğin bisiklet izleyicisi olmuşum. Arada (tarafsız spor izlenmez kuralı gereği) Jan Ullrich, Andreas Klöden, Alejandro Valverde, Andy-Frank Schleck biraderler gibi hastası olduğum bisikletçiler olmuş. Hatta oturduğum yerden taktikler ve yarışçılar hakkında ahkam keser olmuşum.

Nedir benim bu kadar ilgimi çeken şeyler peki... Birincisi mevzunun insanlar arasında olmaktan çok doğaya karşı olması. (Yağmurlu havada Paris-Rubaix izleyince o bisikletlerin üstündeki yüzlerce adama hayran olmamak mümkün değil) İkincisi yarışçıların birbirlerine olan saygısı. Kaçışta dağın başında (kelimenin tam anlamıyla dağın başında) başbaşa olanlar üzerlerindeki formanın rengi ne olursa olsun yardımlaşır, suları, yiyecekleri paylaşır. Biri düşerse ya da sorun yaşarsa diğeri bekler. Beklemezse (isim vermeyeceğim anladınız siz kimden bahsettiğimi) rakipleri ve izleyicilerce ayıplanır (hatta bir sonraki sene tanıtım töreninde yuhlanabilir (tamam direk onunla ilgisi olmayabilir ama yazar burda ajitasyon yapma ihtiyacı hissetti)).

Üçüncü faktöre ayrı paragraf gerekir. Takım olgusu. Bir yarışta takımlar 6-9 kişiden oluşur. Ve aslında bu takımdakilerden sadece biri (istisna durumlarda ikisi, Radioshack durumunda üçü-dördü) yarışı kazanma hedefiyle başlar. Büyük turlarda ise aralarda etap kazanma hedefiyle gün geçirse de takımın çoğu (ki onlara domestik denir) "lider"ine Turu kazandırmak için oradadır. Bunun için onu rüzgardan korur, peloton (hani şu yüzlerce bisikletçinin bir arada oluşturduğu yapı) en arkasına gidip suyunu taşır, liderin bisikleti bozulursa kendi bisikletini ona verir ve başka bir bisiklet gelmesini bekler. (Aklıma Batuhan Karadeniz geldi. Ne güzel domestiklik yapar değil mi?) 

Bu kadar boş laftan sonra biraz da Fransa Bisiklet Turu 2011'e (bundan sonra TdF11 olarak geçecektir). Şimdi boş laflarıma devam etmeden önce Sarper Günsal'ın (adı yukarda geçen Sarper Günsal evet) konuyla ilgili 2 yazısına alalım sizi şurdan ve burdan.


Şahsi favorim Andy Schleck. TdF10'da zincir kahpelik yapmasa belki de 25inde Tur'u kazandı diyecektik. Zincir vakasından sonra zamana karşıdaki (ki bundan sonra ITT (shaub-lorenz değil Individual Time Trial) ya da TTT (Team Time Trial) olarak anılacaktır) farkla kazandı Tur'u Contador. Bu sene ise 2010'a göre bazı avantajları var. Birincisi domestikleri, çoğu süper domestik sayılabilecek, hangisi etap alsa şaşırmayacağım 8 adamla geliyor Andycan. 2010da Turun başında sakatlanıp yarışı bırakan abisi yanında olacak. Zincir vakası gibi bir durumda abisi gider döver bu sefer. Andynin adamları demişken (ki bazı kaynaklar onlara Leopard-Trek takımı da diyor) Cancellara demeden duramadım. TT'de Dünya Şampiyonu Spartaküs lakaplı Cancellara. Bu alanda son zamanların en iyisi (Andycan bu heriften 3-5 numara kapsan şimdi senden en büyük favori diye bahsederlerdi) ama tek özelliği bu değil. Bahar klasiklerinde de çok iyi. Çok dağlık olmayan etaplarda (ilk haftanın bazı etapları mesela) Gilbert ve Boonenla birlikte etap kovalarsa sevinirim. 







Andy dışında turu kazanırsa sevineceğim diğer adam Andreas Klöden. Jan Ullrich bıraktıktan sonra onun şanssızlığını yenip büyük tur kazanmasını bekliyordum ama o da olmadı. Bu sene Radyo'nun 4 atlısı (bundan sonra bu tanımı görmek istemiyorum) yani Leipheimer-Horner-Brajkovic -Klöden olarak katılıyorlar. Denilen o ki ilk dağda kim iyiyse sonrasında takım ona çalışacakmış. Yaşlı başlı adamlar öyle diyorsa öyledir. 



Şu noktaya kadar okuyanlara ufak bir hatırlatma 02 Temmuz Cumartesi 13:00 itibariyle başlıyoruz efenim TdF'a. Mikrofonda Tur rehberimiz Caner Eler eşliğinde Eurosportta... 

29 Haziran 2011 Çarşamba

Kadınlar Dünya Kupası 2011 - Brezilyalı Fenomen Marta

Bir futbolcu 5 sene üst üste en iyi seçiliyorsa artık o "en" iyidir... Brezilya ile 2 olimpiyat 1 de dünya kupası gümüşü olan Marta bu sefer ilk dünya kupasına taşıyabilecek mi takımını?



Marta bu kez kupayı istiyor EurosportTurkiye

Kaynak: Eurosport.com Türkiye - http://tr.eurosport.com

Kadınlar Dünya Kupası 2011 - ABD Ve Yıldızı Wamback

Fifa Kadınlar Dünya Kupasının Olağan şüphelileri arasında belki de en başından beri en çok sempati duyduğum takım ABD. Futbol kültürü olmayan ülkeye bu kültürü kadınlar futboluyla yaymaya başladılar. Kadın takımları erkek takımlarından her zaman çok daha başarılı oldu hatta Mia Hamm gibi bir de dünya yıldızı yetiştirdiler. Hamm sonrasının yıldızı ise Wamback...

Kendisini tanıyalım:


ABD'nin yıldızı Wamback EurosportTurkiye

Kaynak: Eurosport.com Türkiye - http://tr.eurosport.com

21 Haziran 2011 Salı

Kadınlar Dünya Kupası 2011

Fifa Kadınlar Dünya Kupası 2011 Pazar Günü (26 Haziran) Berlin'de Almanya-Kanada maçıyla başlıyor. Almanya hem son şampiyon hem de ev sahibi olarak favori. Brezilya ise dünyanın en iyi kadın futbolcusu Marta'ya sahip. Diğer olağan şüpheliler İngiltere, ABD ve Norveç. Altyapı turnuvalarının başarılı ismi Nijerya'yı da atlamamak lazım. Geniş bilgiye http://www.fifa.com/womensworldcup/index.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Kupa boyunca Dağhan Irak yönetimindeki Eurosport.com Türkiye ekibince hazırlanan haber ve görüntüleri (elbette onların izni hatta teşvikiyle) buradan paylaşacağım... Kadınlar futboluna hakkettiği değeri vermeniz dileğiyle.

7 Haziran 2011 Salı

Once Brothers

Avrupadan yetişmiş en büyük basketbolculardan ikisi... Birlikte büyüyen, aynı yıl NBA'e giden, birlikte Dünya Şampiyonu olan iki genç adam... Dağılmak üzere olan ülke, yangına çevirecek kıvılcım arayan medya. Anlık verilmiş tepki...

RIP Drazen, long live Vlade





(bu kayıt kendim için... aradıgımda elimin altında olsun diye)

3 Haziran 2011 Cuma

Bir düşmanlığın anatomisi!


2003-2004 sezonu.
Ligin 17’inci, ilk yarının son haftası.
13 galibiyet ve 4 beraberlik ile lider Beşiktaş.
Puanı 43. Henüz mağlubiyeti bile yok.
16. sırada kim var dersiniz?
17 maçta; 2 galibiyet, 7 beraberlik ve aldıkları 8 mağlubiyet ile attığı 14 gole karşın yedikleri 22 gol ile -8 averaj ve 13 puanla Bursaspor.
Futbolcular şehirlerine o kadar hayran,
o kadar bağlı olmalılar ki,
koca bir ilk yarı boyunca,
Müthiş bir performansla, istatistikleri alt üst ederek,
Şehrin plakasında, -askerliğini yapanlar bilirler-
Doğan güneş dedikleri gün,
O zamanki adıyla ikinci lige düşmek için
Şafak sayıyorlar!
***

İlk yarıdaki tablo;
En azından,
Beşiktaş adına,
İkinci yarının başlamasıyla,
Değişiveriyor.
Yüzyılın şampiyonu Beşiktaş’a
101 yılın kıyımı yapılıyor.
İlk maç; Beşiktaş:0 – Samsunspor:4
Çıkan kırmız kartlar,
Kırmızı noktalı itirazları beraberinde getirirken,
Cem Papila da rüştünü ispatlıyor.
Aynı hafta Gaziantep deplasmanından 3-2’lik mağlubiyet ile dönen Bursa,
Sıralamada yine 16. sırada.
Puanı da aynı.
13.
E, haliyle uğursuz rakam.
Kurşun döktürmek lazım mı?
Lazım!
***

Kurşunu 19. hafta’da Beşiktaş döker Bursa’ya…
Hem de Bursa Atatürk stadına.
Tümer’in golüyle kazanır mı Beşiktaş.
Kazanır.
Uğursuz 13 puanla, yine 16. sırada.
Kim?
Bursaspor.
***

20’inci haftada Bursa’nın kankası takar mı Beşiktaş’a…
Takar.
Bursa ne yapar?
Galatasaray’la paylaşır puanları.
13 gider 14 gelir.
Sıralama değişmez.
Beşiktaş 1’inci, Bursaspor hala 16’ıncı…
Fener ile liderin arasındaki puan farkı da inmiştir artık 3’e!
***

Sıra gelir 21’e…
Bir hafta önce Beşiktaş’a kök söktüren “kanka” yatar Bursa’ya:
Bursa:1 Ankaragücü:0
Dile kolay.
Tam 10 hafta…
Bursaspor en son 11’inci haftada Adanaspor karşısında aldığı 6-0’lık galibiyetten sonra hiç gülmemiş. 
Beşiktaş hala lider, Bursaspor hala ilk 18’in içinde!
Şehrin plakası 16’da!
***

Oldu mu 22. hafta!
Oldu, oldu…
Yeter bu kadar kaldığımız plakada diyen Bursa
Kolay av olur Cavcav’a…
Gençlerbirliği: 2
Bursa: 0
Çalar davullar
Ve fakat aynı zamanda çanlar!
Artık 17’inci sıradadır Bursa!
***

Bir sonraki hafta liderdir artık Fenerbahçe…
Yenilir mi Beşiktaş 13’üncü sıradaki İstanbulspor’a!
Yenilir!
13, 14 ve 15’inci sıralar onlar için önemli değildir!
Kimdir onlar?
16’yı da kaptıran Bursa!
1-0’lık Denizli mağlubiyet ile yine 17’inci sıradadır Timsahlar!
***

Daha sonraki hafta…
24.
Konya’dan 1 puan Bursa’ya…
Beşiktaş yine mağlup olmuş.
Bu sefer Trabzon’a!
Fener başlamış arayı açmaya.
Bursa yine 17’inci sırada!
16’ıncı Elazığ ile aradaki puan farkı 3.
***

Gelelim 25’inci haftaya!
Yener mi Beşiktaş, Bursa’nın rakibi Elazığ’ı?
Yener!
Hem de 5 çeker!
Bursa ne yapar?
O da gider Malatyaspor’u 3-2 yener.
Oh ne güzel. 
2 hafta sonra,
Bir basamak yükselen Bursa,
Yeniden yerleşir 16’ıncı sıraya.
***
Oldu mu 26. hafta?
Beşiktaş kaybeder Diyarbakır’a!
Bursa’da Fener’e.
Sıralama artık şöyledir:
Lider Fener, ikinci Beşiktaş
16’ıncı Bursa!
***

Sonraki hafta İstanbulspor ile 1-1 berabere kalır Bursa.
Kaçar 2 puan daha; hem de arkasına bile bakmadan!
Oysa en önemli rakibidir Bursa’nın İstanbul o hafta!
Bir kazansa Bursa
İnecektir 14’üncü sırayla arasındaki fark;
Rakamla (3)
Yazıyla “üç” puana!
Beşiktaş mı?
Ezer geçer Gaziantep’i…
Ama değişmez puan cetvelindeki yeri…
2’incidir hala!
***

28’inci haftada dengeler değişir gibi olur.
Bursa 3-0’la geçer son sıradaki Adana’yı.
Ve bekler artık rakiplerinin puan kaybını.
Beklediğine de değer hani.
Fener Akçaabat’ta yerken köfte,
Trabzon’da İstanbulspor’u yenmiştir.
Ali Aydın’da bir kıyak geçmiştir Beşiktaş’a!
***

Bursa gider yenilir Trabzon’a!
29’uncu haftada!
E haliyle kalır 16. sırada!
Beşiktaş beraber kalır gençler ile ve iner 3’üncü sıraya!
***

Geldik mi 30’a?
Geldik.
Beşiktaş iki puan daha bırakır Konya’da.
Olsun!
Diyarbakır yenilir İstanbul’a.
Bak bu kötü işte.
Ama Bursa yener 15’inci sıradaki Sebat’ı ve iner puan farkı 2’ye
***

31’inci hafta da Beşiktaş yenilir Fener’e!
Akçaabat Sebatspor çay keyfi yaparken Rize’de, Bursa’da acımaz Elazığ’a…
Ama değişmez sıralamada ki yeri Bursa’nın.
İlk 16’nın içindedir hala.
Ve hatta
16’ıncı sıradadır Bursa.
***

Gelir 32’inci hafta!
Lig sonuncusu Adana çakar Beşiktaş’a
Adana’da!
Belki de o yüzdendir;
Gelir; Beşiktaş tribününe sızar Bursa.
Adana’da.
2007-2008 sezonunda!
Ne tesadüftür yine 32. haftada!
Neyse!
Çaykur Rize’yi 4-2 yenen Bursa hala 16’ıncıdır ama Galatasaray ile 2-2 berabere kalan İstanbulspor ile arasında kalmıştır 1 puan!
***

Sonrası malum.
33. haftada Akçabat Sebatspor’a yenilen Beşiktaş, ligin son maçında da Çaykur’a kaybeder.
Bursa çılgına döner.
Hangi Bursa?
34 hafta sonunda 10 galibiyet, 10 beraberlik, 14 mağlubiyet alan Bursa!
Ha unutmadan…
Aldığı 10 galibiyetin 5’i
30’uncu haftadan sonradır Bursa’nın…
Ve Beşiktaş…
8 mağlubiyet alır.
4’ü 31’inci haftadan sonra…
***

Şimdi kimse kalkıp “Bursa’yı Beşiktaş düşürdü” diye ahkâm kesmesin.
Hele hele “Timsah Bursa” asla!
Koca bir sezon boyunca
Şehrin plakasına
Yani 16’ya
Mahkûm kalıyorsan sen…
Hak etmişsindir düşmeyi zaten!
Son dört maçını
istikrarlı şekilde kaybederken Beşiktaş, eğer sattıysa maçlarını
Son beş maçını
İstikrarlı şekilde kazanan Bursa’nın
Neredeydi daha önceleri
Timsah aklı?

2 Haziran 2011 Perşembe

Iron Maiden Gelirken

19 Haziran'a az bir süre kalmışken pek sevgili Iron Maiden'ımızın The Final Frontier Tour setlisti buldum, Youtube'de de playlist haline getirdim ve siz Maiden severlerle paylaşıyorum... 19 Haziran'da görüşmek üzere...

Edit: Satellite 15 intro olarak playbackmiş, sahneye gelince final frontierdan başlıyorlarmış

1 Haziran 2011 Çarşamba

Farklı Bir Seçim Tahmini


Geçen günlerde şöyle bir yazı geçti önümden.

http://www.egedesonsoz.com/yazar/Bir-devir-kapaniyor/3149

İmza sahibi (Rifat Serdaroğlu) nedeniyle çok ciddiye almadım, tablonun sadece altındaki toplamlara baktım. 12 Haziran seçimlerinde AKP'nin 227, CHP'nin 175, MHP'nin 111 milletvekili çıkaracağı, ayrıca toplam 37 bağımsız (32si Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adaylarından) milletvekilinin Ankara'ya geleceğinin öngörülmekte olduğunu görünce hiç ciddiye almadım. Ancak sonra babamın uyarısıyla detaylara baktım.

İl il bakıldığında bütün analizlerin olası sınırlar dahilinde olduğunu görüyoruz. Mesela, şu anda 20 kişiyle grup kuran BDP, 12 hazirandan sonra 30-35 vekil öngörüyor zaten. İlgim ve bilgim olan Mersin, Ankara gibi illerde öngörülen sayılar olasılık dışı değil.

Mersin için AKP-MHP-CHPnin 3er vekil çıkarması, 1 de bağımsız adayın (Ertuğrul Kürkçü) seçilmesi kesin gibi. geriye kalan 1 vekilin AKP-CHP ikilisinden birine gitmesi bekleniyor.

Ankara'da ise 11-15-5 çok olası gelmemekle birlikte en büyük 3 ilçeden 2sinin yerel seçimlerde CHP tarafından kazanılmış olması "acaba olur mu" duygusunu uyandırmıyor değil.

Dönelim tablonun geneline. 12 Haziranla ilgili en büyük korku Anayasa'yı tek başına değiştirebilecek 376 vekil sayısını aşması. Ülkenin geleceği için kabus senaryosu bu. Zaten uzlaşma kültüründen nasibini almamış Başbakan ve şürekasının uzlaşma ihtiyacının da olmaması ortaya çıkacak Anayasa hakkında bildiklerini okuyacakları sonucunu çıkarıyor. İkinci kritik sayı 330. Eğer AKP 330-366 arası bir sayıda milletvekili çıkarırsa tek başlarına yapacakları Anayasa referanduma gidecek. Ya 367yi bulabilmek için (büyük ihtimalle tek bir partiyle) uzlaşma arayacaklar ya da referandumda onay alabilmek için göstermelik maddeler serpiştirecekler (yetmez ama evetçilere selamlar).

AKP'nin tek başına iktidar olabilmesi için 276 milletvekiline ihtiyacı var. Serdaroğlu'nun tahmini bunun bile altında. Bu durumda işler epey karışıyor. Serdaroğlu'nun senaryosu gerçekleşirse. AKP-CHP, AKP-MHP, CHP-MHP koalisyonları görünüyor. AKP ile CHP'nin koalisyon kurması en düşük ihtimal. Kampanyalar sırasında seviye bu kadar düşmüşken tükürülenlerin yalanması iki partiyi de bitirir. CHP açısından diğer iktidar olasılığı olan MHP ile koalisyon da aynı sonucu doğurur. Seçim kampanyasını sosyal demokrat, özgürlükçü söylemler üzerine kuran CHP'nin şu anki sıkıntısı Baykal döneminde kaybolan inandırıcılığı geri kazanamıyor olması. CHP'nin gerçekten değiştiğine inanmayan sosyal demokrat/sol kesim hala var. "Terörü müzakere değil mücadeleyle çözeceğiz" diyen Bahçeli'yle ortaklık onları haklı çıkaracağı gibi, umutlanan seçmeni de kaçıracaktır. MHP tabanından gelecek tepkinin ise, Baykal dönemi söylemleri nedeniyle, görece daha az olacağını tahmin ediyorum.

Geriye 2 olasılık kalıyor. AKP-MHP, yani bir bakıma 3.MC hükümeti ve erken seçim. Serdaroğlu'nun tahmininde AKP-MHP güvenoyu alabilirken 330u zor geçiyor (338) Meclis Başkanı ve toplam 7 olası fireyle Anayasayı referanduma bile götüremiyorlar. Uzlaşma şart oluyor. (Ki böyle bir durumda Başbakan'ın Anayasa'yı değiştirmekten vazgeçmesi beni hiç şaşırtmaz) Ancak böyle bir koalisyonun "demokratik açılım"ın, (aslında olmayan) Kürt sorunun çözülme ihtimalinin sonu anlamına geldiği gerçeği var.

Eğer MHP bu kaset vakalarını AKPden bilmeye devam eder ve (Bahçeli'den beklediğim) dik duruşu sürdürürse son koalisyon ihtimali de ortadan kalkar. (sayısal olarak BDPli hükumet ihtimalleri BDPsiz de mümkün olduğundan o ihtimallerden bahsetmedim, ama CHP-MHP-BDP koalisyonu olabilse pek çok sorunumuz çözülebilir gibi geliyor) Tekrar seçime gidilmesi halinde bundan zararlı çıkanın MHP olması olasılığı var bence. AKP stratejisini istikrarı kaybettik geri kazanalım üzerine kurup MHPden oy alırken, CHP ve BDP ise "bakın AKPyi indirmek mümkün" inancıyla oy kazanacaktır.

Keşke öyle bir ihtimalde yeni seçimden önce uzlaşabilseler ve baraj düşse (niye düşsün be kalksın olmuşken), BDP yeni seçime "parti" olarak katılabilse, "küçük" partilerin birleşerek Ankara'ya vekil gönderme imkanı olsa vs vs... Ama olamaz di mi...

27 Nisan 2011 Çarşamba

Çılgın!

Çılgın projeyi yazmayacağım.
Nesini yazayım?
Türkiye çok çılgın projeler gördü…
Mesela küçük Amerika olacaktık?
Olduk mu?
Olduk, olduk!
Her semtte bir zenginimiz var çok şükür!
Her ne kadar semtin geri kalanı  ya da açlık sınırında yaşasa da var işte!
Bitti mi? Biter mi hiç!
Durmak yok yola devam.
Yol demişken; duble yollarımız var!
Rahat rahat trafik kazalarında, konfor içinde ölebildiğimiz! Hatta belediyelere sorun çıkartmadan, yapıldıktan birkaç gün sonra çöken cinsinden!
Çöken dediysek kanınız donmasın!
Çok şükür memleketim sımsıcak!
Basıyorsunuz kombinin düğmesine tüm ev ısınıyor!
Yetmiyor. Yetmez!
Bir daha basıyorsun; evde sıcak su!
İşte modern olmak bu!
Gelişmek bu!
Kalkınmak bu!
Ah benim kardeşim!
Dünya’da kriz oldu. Etkilendi mi Türkiye’m?
Bakmayın siz eğitim masrafını ödeyemediği için annesi hapse düşen gencin intihar ettiğine!
Dünya ekonomileri arasında 17. Sıradayız evvel Allah!
İstisnalar kaideyi bozar mı?
Bozmaz canım hemşerim bozmaz!
Neden?
Gelişmiş ülkeyiz de ondan!
Gelişmiş derken hakikaten gelişmiş ülkeyiz!
Bakın ne güzel ileri derecede şifreleme uzmanlarımız var!
Geleceğimiz emin ellerde yani şüpheniz olmasın!
Seçkinci anlayışı, doğru şifreleme yoluyla seçilmiş bireyler aracılığıyla yıkacağız!
Demir gibi imanımız var!
İman demişken; İmam olmadan iman olur mu?
Olmaz evvel Allah!
Çok şükür imana kavuşmak için imam ordumuz var!
Bakın her ailenin doktoru yanı sıra bir de imamı var!
Her derde deva!
Bin musibetle uğraşıyorlar! 
Zararlı ne çok şey varsa bir bir tespit edip ayıklıyorlar!
*** 
Şimdi canım ülkemde bu kadar güzellik varken siz olsanız Başbakanın bu çılgın projesi hakkında yazar mısınız?
Ben yazmam!
Amma... İlla ki birşeyler yapmak istiyorsanız Burak Kut´un "çılgınım" şarkısını dinleyebilirsiniz!
İnanın iyi gidiyor!

24 Ocak 2011 Pazartesi

Globally Yours

THY yaklaşık 1-1.5 senedir "globally yours" sloganlı bir reklam kampanyasına başladı. Hedef uluslararası hava yolu imajı yaratmak olduğundan kampanya kapsamında Barcelona ve Manchester United gibi futbol takımlarına sponsor olundu, basketbol Euroleague'in isim hakkı alındı. Son olarak da Kobe Bryant ve Caroline Wozniacki gibi iki uluslararası spor figürüyle de anlaşıldı. Wozniacki'nin oynadığı reklam filmi Eurosport'un da aralarında olduğu yerli yabancı kanallarda dönmeye de başladı.




Buraya kadar her şey yolunda görünüyor değil mi? Ancak TC Özelleştirme İdaresi Başkalığına bağlı %46.43 hissesi devletin elinde olan halka açık bir KİT'in Türk sporuna da destek vermesini bekleyemez miyiz? Reklam kuşaklarında çeşitli spor dallarını gösteren THY'nin Türk sporuna desteği futbol ve basketbol federasyonlarına sponsorluktan ileri neden gitmemektedir? Çarpıcı bir örnek... Manchester United Şampiyonlar Maçı için Bursa'ya THY ile uçarken, Bursaspor kendilerine gösterilen ilgisizliği vurgulamak için Manchester'a British Airways ile uçtu.

THY'nin hedef kitlesinin artık Türkiye olmadığı ortada. Haksız da sayılmazlar Türkiye'de pazar payları tehlikede bile değil. Yurt dışına açılmak için seçilen sportif figürler de tartışılacak isimler değil... Ancak Gillette, Nike gibi global şirketler Türkiye kampanyalarında Kenan Sofuoğlu, Arda Turan gibi yerel spor yıldızları kullanırken, THY'nin inandırıcılığını artırmak adına en azından Marsel İlhan'a sponsor olmasını, Türkiye Şampiyonu Bursaspor'u Şampiyonlar Ligi maçlarına taşımasını, Nevin Yanıt'ın, Elvan Abeylegesse'nin Diamond League'e katılımını sağlamasını beklemek çok mu yanlış bir bakış açısı olur?

THY'nin attığı adımlar hedefleri doğrultusunda doğru ancak benim gibi huysuzları sporu desteklediklerine ikna etmeleri için birazcık daha çaba göstermeleri lazım. Misal Tour de France'da THY Manisaspor yarışsa güzel olmaz mı?

18 Ocak 2011 Salı

Arena meselesi

Fazla geriden almayacağım hikayeyi...

Başbakan Dünya Şampiyonasında Ankara Arena'da adı okunduğunda da ıslıklanmıştı. Adını kullanan ise milli takım kaptanı Hidayet Türkoğlu idi... Ertesi gün Meclis Başkanı salonda dev ekranda görüldüğünde aynı tepkiyi almış, kamera sola dönüp CHP liderini gösterdiğinde ise ıslıklar alkışa dönmüştü.

Dünya Şampiyonasının finalinde ise madalya vermeye gelen Başbakan-Meclis Başkanı-Cumhurbaşkanı üçlüsü birlikte ıslıklandı, protesto edildi.

En son olay ise Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın açılışında oldu. Ancak buradaki durum farklıydı. Mesele ideolojik olmaktan çok duruma tepkiydi. İlk ıslık sesleri Başbakanın stada geç geleceği için maçın 15 dakika geç başlayacağını anlatan anonsta geldi. 40000 kişinin tek bir adam gelemedi diye bekletilmesine tepki vermesi doğal elbette, bu topraklarda bile... Esas olay ise TOKİ başkanının, Galatasaray kulübünü, eski ve şu anki başkanlarını ve yönetimlerini aşağılayarak stadın yapım sürecini anlatmasıyla başladı. Tribünlerce çok sayılan rahmetli Canaydın'ın arkasından "acz içindeydi" denmesi, "sizin bu yöneticiler var ya değil stat yapmak eskisinin kirasını bile ödeyemiyorlardı" havasında konuşması ve bu stadı ben size başbakan "abimin" parasıyla yaptım iması pek hoş karşılanmadı.

Pek alıngan Başbakanımız bu tepkileri üzerine alınıp stadı terk etmeye karar verdi ve haliyle orada bulunan diğer bakanlar, TOKİ başkanı, TFF başkanı hatta İBB Spor AŞ başkanı da peşinden gitti. (Gereksiz ara not: İBB spor o dakikalarda son şampiyonu deplasmanda yenerek Türkiye Kupasının dışına itmekteydi). Olaylara tepki vermesi uzun süren GS başkanı ise stadı terk etmek için devre arasını uygun buldu. Çıkarken de hesabı sorulacak gereken yapılacak tehditlerini savurmayı ihmal etmedi.

Dediğim gibi ilk iki olayda tepkiler ideolojik temellere dayalı olabilir, hatta şahsi duygular nedeniyle oldu bile denebilir. Ancak Cumartesi günkü olaylar duruma tepkiydi, konuşmaya tavra tepkiydi. Ha sonuçları farklı mı oldu? Yooo... Niye olsun ki? Kedi olarak karikatürize edene nasıl davranıldıysa ıslıklayana da aynı davranıldı. Eleştiriye tahammülü olmayan bir "ileri" demokrasi yönetimimiz olduğundan, karikatür, ıslık, yumurta ne gelirse gelsin karşıdan ters yönde ve çok daha büyük bir tepkiyle karşılandı. (Sir Isaac Newton halt etmiş)

Arena meselesinde en büyük sıkıntı stadın sadaka olarak sunulması hatta üzerine de "daha sözleşme imzalanmadı stat GSnin değil" denmesiydi. GS başkanının da kulübünün onurunu ve taraftarını değil de başka şeyleri (sahi TOKİ konutlarının fayansları ne markaydı) koruduğundan başta GS taraftarları olmak üzere biz "sıradan" insanlar kızdık.

Ali Sami Yen'i son dönemlerinde ziyaret etmiş bir sporsever olarak durumunun iyi olmadığını görmüştüm. (ben deplasman tribününü gördüm ama geri kalanın daha iyi durumda olduğuna inanmıyorum) Ve ilk düşündüğüm şey "iyi ki yeni stada geçecekler de bu stat yıkılacak, çok kötü durumda" olmuştu. Son yıllara kadar Avrupa'da en çok tanınan kulübümüze yakışmayacak durumdaydı. Yenisinin yapılması gereği konusunda hem fikir olunduktan sonra 3 yol kalmıştı geriye. Ya kulüp kendi imkanlarıyla yapacaktı yenisini ya sponsorlara yaptıracaktı ya da devlet el atacaktı konuya. İlki olasılık dışıydı, kulübün mali yapısı ortadaydı. İkincisi ve üçüncüsü  içinse elde Ali Sami Yen stadının üst yapı kullanım hakkı vardı, yani arsanın değil ama binanın tapusu. Seyrantepe'de yeni stat için arsa tahsisi yapıldı, eski stadın arazisi devletindi, yenisinin ki de devletin olmuş oldu. projeler hazırlandı ve ihaleye çıkıldı. Bu arada eski stat arazisinin rantı da TOKİ'ye devredilmiş oldu. Yani TOKİ'nin iddia ettiği gibi ortada bir sadaka yok. Twitter'da okuduğum gibi "İnönü'nün arazisini bana versinler istedikleri yere 600 milyonluk yatırım yapayım. TOKİ bir tarafa stat yapmak için diğer (değeri daha yüksek) arsayı devraldı.

Protestolara katılsın katılmasın bir başka bakış açısı da "devlet neden stat yaptı GS'a kendileri yapsaydı". Bu görüşün en birinci savunuculuğunu da "ebedi dost" FB taraftarları yapmakta. Argümanları net: biz kendimiz yaptık. Evet siz kendiniz yaptınız ve bu nedenle de rantı kendinizde kaldı. "Onlar" kendileri yapamadı ve rantı devrettiler. Stat yatırımını kendileri yapabilse Ali Sami Yen'in üst kullanım hakkını devretmelerine gerek kalmayacağından oraya istediklerini yapabileceklerdi. Devlet stat yapmasın diyenlere de "devletin olmayan kaç stat var Türkiye'de?" diye sormak isterim. Evet keşke kulüpler kendileri bu yatırımları yapabilecek durumda olsa ama değiller. Kötü yönetildiklerinden hepsi borç içinde. Onlar yapamıyor diye biz kötü statlarda maç izlemek zorunda mıyız? Devletin bu tarz yatırımları yapması ülke futbolunun ilerlemesine yardımcı olmaz mı? Avrupa Şampiyonası, Dünya kupası gibi organizasyonları şu anki tesislerle organize edebilir miyiz?

Şu anki hükümetin Bu tesisi sosyal devlet ilkesiyle yaptığına inanacak kadar naif değilim elbette. Esas niyetin Ali Sami Yen arazisinin rantını yemek olduğuna inanıyorum. Stadın bu hızla tamamlanmasının altında da bir an önce eski stadı yıkıp rezidans inşaatına başlayabilmek olduğunu da düşünüyorum. Ancak devletin stadı yapmasına itiraz etmiyor olmam, onların GS kulübüne, eski ve yeni başkanlarına ve yönetimlerine hakaret edilmesine göz yummam; o stadın inşaatında hayatını kaybeden Gökhan Yavuz, Raşit Ek ve Cihan Gayretli'yi, statta GS-FB atkılarını birlikte açarak dostluk mesajı verdiği için kovulan işçiyi ve o stat için egosunu kenara bırakıp "ricacı" olmak zorunda kalan Özhan Canaydın'ı saygıyla anmmaktan geri duracağım anlamına gelmez.